Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
shopify stats
YİNE RAMAZAN
TÜRKİYE
2017-05-29 04:55

YİNE RAMAZAN

Ramazan’a az kaldı.

Yine televizyon kanallarında Ramazan programları yarışa başlayacak!!!.

Yine Ramazan’a mahsus malum sorulara malum cevaplar verilecek!!!.

Yine Ramazan’a özel “Kur’an okumaları” yani mukabeleler, evlerde ve televizyon kanallarında ard arda takip edilmeye başlanacak!!!.

Yine Bol bol sevaplar depolanacak. Kazanılan bu sevaplardan ölüler de nasiplenecek! hepsine bol keseden taksim edilecek!!!.

Yine Teravih namazlarının coşkusuyla camiler dolup taşacak!!!.

Yine hilal göründü mü, görünmedi mi, görüldüyse nerde görüldü, kimler gördü tartışmaları yaşanacak!!!.

Yine iftar ve sahur saatleri konusu gündemin en önemli konusu olacak!!!.

Bir grup “ne gerek var böyle tartışmalara başımızda koskoca Diyanet İşleri var, orada da koca koca âlimler var. Âlimler bilmiyor da onlar mı biliyor”. Gibi sözler söyleyecek!!!.

Yine sahur ve iftar saatleri konusunda azami gayretle çalışma yapanlar yok sayılacak!!!.

Ve yine “insanları bölüyorlar, ne gerek var böyle tartışmalara, bu insanlar arasında fitne çıkarmaktır” sözleri ortalarda dolanacak!!!.

Yine “bizler Diyanete uyarız bu toplumda en yetkili makam odur”, sesleri yankılanacak!!!.

Olması gerekenler nedir?

Gerçekten böyle gelmiş böyle mi gitmelidir?

Alan memnun, veren memnun, misali birilerinin bize sunduğu “Din’ e” mi tabi olalım?!!!

Yoksa Allah’ın dinine mi?!!!

Sesleri duyar gibiyim tabi ki Allah’ın dinine uymalıyız. O zaman neden kimse Allah’ın dinini Kur’an’dan öğrenme çabasına düşmüyor da Diyanetin peşine takılıp gitmeyi tercih ediyor???.

Namaz kılan herkes günde beş defa Fatiha suresini okur, ama ne dediğini kaç kişi bilir orası tartışılır.

“O din (hesap) gününün sahibidir”

“Kulluğu yalnız sana yapar yardımı da yalnız senden dileriz”.

Her namazda dinin sahibi olanın bildirdiği dine tabi olmak, kulluğu yalnız ona yapmak, boynumuza borç olduğu bildirilmiştir.  Bizlerde bunu her namazda tekrarlamaktayız. Öyleyse bu borcun ödenmesi de o borcu bize verenin bildirdiği kurallar çerçevesinde olması gerekmez mi?

Üstelik Bakara Suresi: 187. Ayette Oruç gecelerinde kadınlarınızla cinsel içerikli konuşmalar yapmak size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah kendinize ihanet ettiğinizi bildi de yüzünüze baktı ve sizi affetti. Artık onlarla birleşebilirsiniz. Allah’ın sizin için yazacağını (çocuk sahibi olmayı) isteyin. Fecrin olduğu tarafta, ak çizgi kara çizgiden size göre tam seçilinceye kadar yiyin, için; sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescitlerde itikâf halinde iken kadınlarınızla birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, onlara yaklaşmayın. Allah âyetlerini insanlara böyle açıklar ki kendilerini korusunlar.

Ayetin sonu çok önemlidir. “Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır”.

Allah biz inananlara oruç tutmak için ölçülerini belirlemiş ve ayet şu şekilde sonlandırılmıştır. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Buna rağmen Allah’ın sınırlarının üzerine sınır koyanlar böyle bir sorumluluğu hangi cesaretle üstlenebiliyorlar. Çok düşündürücü!

Allah’ın koyduğu kurallara birebir uymak yerine, kendi kurguladıkları bir takım yöntemleri Allah’ın dinine monte etmeye çalışıp da sonra;

“Ya RABB yaptıklarımızı kabul eyle” diye duada bulunabilmek! Böyle bir duayı Allah’ın kabul edeceğini zannetmek sanırım biraz fazla iyiniyetli olmaktır.

 İnsanlar bile hayatlarında koydukları sınırların aşılmasını kabullenemezken Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın koyduğu sınırların çiğnenmesini kabul etmesi düşünüle bilinir mi? Elbette ki düşünülemez.

Unutmayalım Allah bizim noter makamımız değildir. Kafamıza göre yaşayıp da Kabul et ya Rabb dersek, Kabul olma ihtimalimiz yok denecek kadar azdır.

Din Allah’ın ise kurallarını da Allah belirliyorsa bunu kabul edip de bu kuralları yerine getirmek için gayret gösterenlere saldırmak hangi akla hangi izana sığar!

Neymiş efendim onca mesele varken bu mu kalmış, ahlâklı olalım yeter, herkes dini kalbinde yaşamalı kimse kimseye karışmamalı gibi bir sürü söz!!!

İnsanlar arasında fitne çıkarmayın canım!

Fitne nedir peki

Fitne imtihandır.

Fitne hak ile batılın ayrılmasıdır.

Allah ayetinde esas fitne (imtihan) edicinin kendisi olduğunu bildirmiyor mu?

Ankebut 29/2 Bu insanlar, inandık deyince rahat bırakılacaklarını, sıkıntıya (fitneye) sokulmayacaklarını mı sanıyorlar?

29/3 Onlardan öncekilerini de sıkıntılara (fitneye) sokmuştuk. Allah kimlerin samimi olduğunu elbette bilecektir. Kimlerin yalancı olduklarını da bilecektir.

O zaman Allah’ın dinini onun belirlediği kurallara göre yaşayanlar ile kafalarına göre ya da otorite kabul  ettikleri birilerinin belirlediği kurallara göre yaşayanların ayrışması için Allah’ın uyguladığı fitne kazanına düşmeyen var mıdır ki?.

Neden Allah’ın ayetlerinde belirlediklerini haykırmaktan geri duralım ki!

Allah’ın gönderdiği Nebi Resullerin hayatlarına baktığımızda onların da tıpkı bugünkü gibi dinin kurallarını sağlamca yaşamak isteyenlerin uğradıkları linç kampanyalarına uğradıklarını görürüz.  

Eğer Allah’ın Resullerinin uğradıkları haksızlığa bu devirde de hakkı haykıranlar uğruyorlarsa hakkı savunanlar doğru yoldadır demektir.  

O halde durmak yok yola devam!

Böyle gelmiş böyle gitmez.

Böyle gelmiş böyle gitseydi Allah neden Nebi- Resuller gönderdi ki neden hakka çağıran elçilerin olması gerektiğini bize emretti ki!

O Nebi – Resuller yaşadıkları toplumun en değer verdiği kişiler iken, toplumlarını karşılarına alma pahasına Allah’ın onlara bildirdiklerini toplumlarına haykırmaktan geri durmadılar.

O nebilerin toplumlarında da din vardı ve o toplumdaki inananlar dinlerini yaşıyorlardı. Hatta onlar kendilerini çok dindar olarak belirliyorlardı.

Neden o zaman Allah böyle gelmiş böyle gitsin demedi. Siz zaten dindarsınız dininizi bu şekilde yaşamaya devam edebilirsiniz, ben sizden bunu kabul ediyorum demedi de, bozulmuş yönlerini düzeltmek için, kendi koyduğu sınırları yeniden ortaya çıkarsınlar diye, Nebiler ve Resulleri görevlendirmeye gerek duydu?

Bu soruyu kendimize her daim sormalıyız.

Cevabını da Allah’ın verdiği kitabımızdan öğrenmeye gayret etmeliyiz.

 Bu gayretimizde bizlere rehberlik eden Allah’ın kitabından hikmeti bizlere ulaştıranları takdirle karşılayıp söylediklerine kulak verip araştırmalıyız.

Ramazan Kur’an ayıdır bunu bilmeyen yoktur. Ancak Kur’an aynıdan ne anlıyoruz orası meçhuldür. Genelde toplumuzda ramazan ayı mukabeleler ve hatimlerle geçirilen bir aydır.

Ramazan Ayını Kur’an’a uygun, onun bize bildirdiği şekliyle geçirmek hedeflerimiz arasında mıdır? Orası tartışılır.

Kur’an’ı hayatımıza geçirmek için ilk yapacağımız şey Kur’an'ın ayetlerinde belirlendiği şekliyle bir Ramazan Ayını yaşamak gayemiz olmalıdır. Çünkü bu ölçüleri belirleyen Allah’tır.

Ramazanımızın Allah’ın belirlediği kurallar ölçüsünde hem bedeni hem de ruhi bir arınmaya vesile olması dileğiyle...

Ahsen BAŞARAN


Bu haber 249 kez okundu.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                                                   3 + 9 = ?

HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

ANKETLER

Haberleri en çok nereden takip ediyorsunuz?

 

Pusula Gazetesi Haber Portalı © 2014 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Web Mail