Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
shopify stats
Muhammed Sanaç
Kanlı Cuma
16.03.2019

 

 
Yeni Zelanda’da cuma namazı esnasında iki ayrı camiye düzenlenen islamofobik terör saldırısı sonucunda 49 masum müslümanın hayatını kaybetmiş ve nice yaralıların olması çok derin düşünce gerektiren bir olaydır. Herşeyden önce saldırı yerel İslam karşıtı kişilerin değil, insanlık düşmanı uluslararası faşist ve islamofobik bir örgütün işidir. Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in dünya basınına yaptığı konuşmada bir ayrıntı çekti dikkatimi; yüz ifadesi şaşkınlık içerse de panik söz konusu değildi. Bu terör saldırısının uluslararası bir örgütün işi olduğunun ayrıntısı bir cümlesinde bulunmakta: “Seçilme nedenimiz Yeni Zelanda’nın ‘çeşitlilik’ ülkesi olmasıdır.”
 
Yeni Zelanda, Kanada ve Avustralya gibi bir göç ülkesidir. Sonradan gelenlerin rahat ettikleri bir yerdir. Zira oraya herkes sonradan göç etmiştir ve bu bağlamda bir nevi ‘sahipsizdir’. Çok kültürlü bir toplumdan oluşan ve insanların barış ve anlayış içerisinde hayatlarını rahatça sürdürdükleri Yeni Zelanda’da terör saldırının gerçekleşmiş olması bir bakımdan “fazla rahat olmayın” mesajını içermekte olabilir. Saldırıyı gerçekleştiren terörist dahi oraya sonradan giden İskoçya asıllı biridir. Öldürdüğü insanlar da başka toplumlardan oraya göç edenlerden oluşmakta.
 
Evet, Yeni Zelanda bu bakımdan gerçekten eşi olmayan önder bir ülke. Her dil, her din ve her milletten insanlar barış içinde hayatlarını sürdürmekteler. Adeta “Hobitler diyarı”. 11 Eylül 2001 yılında İkiz kulelerin seçilme sebeplerinden en önde geleni “ABD’de dahi böyle olay oluyorsa...” ifadesini sağlamaktı. Yeni Zelanda için de aynısının denmesi dikkatlerden kaçmadı.
 
Son yıllarda islamofobi tüm dünyada korkunç tehlikeyle artmakta. Bilhassa Avrupa’da aşırı sağ ve yabancı nefretine dayalı müslüman düşmanlığı var. Ve bu sadece batıyı kapsayan bir mevzu değil artık, Hindistan gibi batı dışı bir ülkede de aynı gidişat gözlenmekte. Hinduizme dayalı Müslüman düşmanlığı yeni bir formatla yükseliyor.
 
Dün bu çirkin ve korkakça saldırıdan haberim olduğunda terörist Brenton Tarrant’ın sözde kendisinin hazırladığı 73 sayfalık manifestoyu okudum. Saçma sapan karma karışık birbirinden bağımsız konu başlıkları bulunmakta. Bir nevi yeni bir Eko-Faşizm olan herşeye karşı bir tutum. Nato’dan tutun gelir dağılımına kadar, çevrecilik ve her türlü karşıtlık içermekte. Ancak saldırı en ince ayrıntısına kadar planlanmış ve her bahsına paniği, medeniyetler çatışmasını ve dinlerarası düşmanlığı arttırmak için hiçbir detay eksik bırakılmamış. En başta seçilen şehrin ismi “Christchurch”, yani İsa kilisesi. Amaç dünyanın dört bir yanında, hiç beklenmedik ülkelerde her bireyin birbirinden şüphe etmesini sağlamak. Bu kavgayı dinlerarası çatışma seviyesine taşımak. Manifesto bir fanatiğin kendi dört duvarları arasında ideoloji yapısından daha çok grup calışmasını andırmakta. İçerdiği detaylar titizlikle düşünülmüş ve uzunca gündemde kalmak için hazırlanmış. Mesajlar çok net; Müslümanlar nefret unsuru, beyaz hristiyan radikalizm içerikli kin cümleleri. Bu terör saldırısı sadece tüm dünyadaki müslümanları ölümle tehdit etmekle kalmıyor. Aşırı radikal din boyutuna taşımak istenen bir fanatizm rüzgarının estiğinin göstergesidir. Saldırıyı canlı yayınlayan terörist Brenton yeni bir propaganda aracı örneğidir. Hristiyanlığı temel edinen üstün medeniyet ayrımcılığını içermekte.
 
Manifestoyu ve görüntüleri incelediğimde bu saldırının arkasında bir terör örgütünden çok bir istihbarat örgütünün aranması gerektiği düşüncesindeyim. Aşırı soğukkanlı ve planlı bir proje olduğu kanaatindeyim. Uzun süre tasarlanmış tarihine kadar belirlenmiş “Haçlı seferler” zihniyetine ulaşılmak istenen bir operasyon. Adeta kamuoyunu din üzerinden yürüten 3. dünya savaşı hazırlıklar için birilerin masa başında adım adım titizlikle tasarladığı ve hayata geçirmek istediği bir senaryo. Bu bağlamda gelişen olayları uluslararası siyaset gelişmeleri ile birlikte de değerlendirmek gerekir.
 
Canlı yayınladığı görüntüler korkunç ve bilgisayar oyunu gibi ama oyun değil. Amaç zaten korku yaratıp kendisi gibi düşünenlerin yaptıklarından ilham alması. Karşımızda büyük kitlesel katliamları gerçekleştiren profiller bulunmakta. Beyaz, fanatik sağcı, İslam düşmanı, otomatik silahlara ulaşımı olan bir profil.
 
İstihbarat projesi olabilir çünkü; Terörist Brenton alçak saldırıyı gerçekleştirmeden yaklaşık 20 saat önce yıllardır paylaşım yaptığı bir forumda katliam esnasında canlı yayın yapacağını ifade etmişti fakat istihbarat görmezden geldi.


 
 
Çevirisi: “Millet, artık gevezelik yapmayı bırakıp gerçekten bir şeyler yapmanın vakti geldi. İşgalcilere karşı bir saldırı düzenleyeceğim ve bunu Facebook’tan canlı olarak yayınlayacağım. Yazılarımdan ve düşüncelerimden oluşan bazı dosyaların linkini veriyorum. Siz de üzerinize düşeni yapın ve bunların çokça paylaşılmasını sağlayın. Geri dönmezsem hoşçakalın, Valhalla’da görüşmek üzere.”
 
Saldırı gerçekleşir gerçekleşmez batı medyasında “aklı yerinde değil” ifadeleri yükseldi. Daha sonra yalnız olmadığı öğrenildi. ABD, Kanada, Avustralya, İngiltere ve Yeni Zelanda’dan oluşan “Five Eyes” istihbarat birlikteliği sosyal medyanın en ufak köşelerindeki müslüman propagandalarını kendi eliyle koymuşcasına deşifre ederken, nasıl olurda Yeni Zelanda’nın en yoğun kullanılan bir forumunda saldırıyı anlatan terörist Brenton CIA, ASIS, GCSB, CSIS ve M16’nın gözlerinden kaçar? Saldırıyı tamamıyla 17 dakika boyunca polisin gecikmesiyle birlikte yayınladıktan sonra neden tüm hesapları ve paylaştıkları birden yok edilir haberleri yoktuysa?
 
Terörist Brenton Oslo teröristi Anders Breivik ile irtibatta olduğundan bahsetmekte. Hatırlayalım; Breivik 2011 yılında Oslo’da Başbakanlık ve hükümet yapıların bulunduğu yerde önce bomba patlatmış daha sonra Utoya Adası’nda 77 kişiyi katletmişti. Tutuklandıktan bu yana ne oldu Breivik’e? Ne olacak, 77 can için 21 yıl hapis cezası aldı... Mukayese için bazı ülkelerde tecavüzcüler 200-300 yıl ceza almaktalar. Teröristlerin belirli ülkeleri seçmelerinin sebeplerinden biri de bu. Cezalar caydırıcı ve asla adil değil. Bununla kalmıyor, kendisinin 3 ayrı odası bulunmakta. Birini günlük hayatı için diğer ikisini Oslo Üniversitesinde yaptığı açık öğretimini tanamlamak için kullanmakta. Buna rağmen tek kaldığı için insan hakları mahkemesine dava açarak hapis koşullarını şikayet ediyor ve davayı kazanıyor. Her gün açık havada, telefon görüşmesi yapabilmekte, mektup almakta, bilgisayarı bulunmakta ve Playstation üzerinde yaptığı katliam tarzında oyun oynamakta. Playstation 2 eski olduğundan açlık grevi yapıyor ve hapis yetkilileri Playstation 3 veriyor. Gündelik alışveriş listesi hazırlıyor ve kendi yemeğini kendi pişiriyor istediği gibi. Bunlar her hamlenin planlanmış senaryo olduğunun göstergesinden ziyade aynısını gerçekleştirmek isteyenler için adeta bir motivasyon unsuru.
 

Gidişat şunu gösteriyorki, Breivik ve Brenton teröristleri ve benzerleri hapisten çıktıklarında asil kahramanlar olarak kutlanacak ve belki bir sağcı partinin liderleri bile olacaklar. Belki aldıkları hapis cezaları kadar bile kalmadan çıkarılacaklar.

 
Diğer bir mevzu ise, her zaman olduğu gibi, terör saldırısını terör olarak niteleyememek. BBC gibi haber sitelerinde “silahlı saldırı, camiye saldırı” şeklinde ifade edildi. Dünyanın neresinde olursa olsun araç lastiği patladığında dahi “müslüman terörü” olarak nitelenir. Charlie Hebdo saldırısında Fransız yetkililer failleri yakalamak yerine derhal öldürmeyi tercih ederek tüm dünya “İslam terörü” dedi. Yeni Zelanda’da yapılan Hristiyanlık propagandası olan bu terör saldırısına hangi kılıfı uyduracaklarını merak ediyorum doğrusu.
 
Daha önce bu tür olayların, politikaların ve medyanın analizini paylaştığımızda, batının neden düşmanca davrandığını anlattığımızda, Müslümanların bulundukları durumun ciddi ehemmiyet arz ettiğini vurguladığımızda “komplocular” diye ilan edilmiştik. 11 Eylül için de Komplo denmişti, ilerleyen zamanla tüm ayrıntılar gün yüzüne çıktı. Komplo değil gerçek olduğunu henüz anlamayanlar elbette gün gelecek anlayacaklar, ancak çok geç olacak...
 
 
 
Ayrıntıları sırasıyla şöyle özetleyebiliriz:
-Christchurch ismi nedeniyle özellikle seçildi
-2011 Norveç saldırısına ortak yanlar çok
-Müslüman ve Türk karşıtı ağırlıklı organize edilmiş bir saldırı
-Sıradan bir terör eylemi değil, bireysel hiç değil. İstihbarat dayalı bir yapıya sahip
-Saldırı için Commonwealth ülkesinin tercih edilmesi
-Devamının geleceğine dair çok sayıda izlemin bulunması
-Manifestoda teröristin beyaz olmakla basit yaşamı olan düşük gelirli bir aileden gelmiş olması vurgusu “Sende yapabilirsin” ideolojisini yansıtmakta
-Silahların üzerinde bulunan semboller, tarihler ve isimler
-Araçta dinlediği müzikler
-Saldırının yapıldığı yerin Müslümanların nispeten, güvenlik sorunun ve önlemin az olduğu bir yer seçilmiş olması yüksek oranda can kaybına yol açma çabasıdır
-Teröristin soğukkanlılığı sadece eski asker olmayıp özellikle eğitim aldığına işaret olması.
 
 
Terör siyasi bir metottur. Toplumları belli doğrultulara yönlendirmek ve ona bunları kabul ettirmek ve dayatabilmek için kullanılan bir maşadır. Günümüzde terörle ilişkin 4 özellik bulunmaktadır:
 
1 Siyasi etki oluşturmak için uygulanan şiddet.
 
2 Hesaplanmış en ince ayrıntısına planlanmış ve sistematik olması.
 
3 Seçilmiş teröristin belirlenmiş savaş kuralları ile sınırlandırılmaması.
 
4 Tercih edilen hedef üzerinde anlık alınabilen neticelerden ziyade uzun süreli psikolojik yansımalara ve etkilere ulaşmak.
 
Bu ilk değil ve son da olmayacak. Son yıllarda dünyaya hükmeden sağ retorik bir anlamda görünür ve kabul edilebilir olması gösterilmekte. Düne kadar buna benzer ırkçı gruplar internetin “Deep Web” diye ifade edilen, yani normal şartlarda erişimi olmayan gizli siteler ve mekanlarda bir araya gelerek fikir alışverişi yapmaktalardı. Fakat son yıllarda, başta Avrupa olmak üzere, sağ siyasetin yükselmesi bu tür fikirleri daha kolay bulunur bir noktaya taşıdı. Bu vesileyle daha önce çok az sayıda katılımcısı olan bir siteye ilerleyen zamanlarda yüzlercesi katılmaya başladı. Tıpkı Hitler’in ilk konuşmalarını yaptığı Münih Birahane, önce tek tük insanın bulunduğu mekanın ilerledikçe dolup taşması gibi. Bu saldırının sonrasında Batının en çok konuştuğu konu aslında bu akımın atmosferini oluşturan ana akım siyaset içerisinde bulunan isimler. Yeni Zelanda bize çok önemli ayrıntılar veriyor. Marjinal yalnız kurt olarak adlandırılan ultra sağcılar yalnız felan değiller. Aşırı sağcı Terörün reklamı ile yeni bir evre başlatılmak istenmekte.
 
Bundan sonra olacak olan senaryo şundan ibaret; “Müslüman” bir grup bu sözde “dinler çatışması” yalanından gaza gelerek dünyanın bir yanında bir kiliseye saldırarak projeyi tasarlayan güçlerin ekmeğine yağ sürecek. Şahit bunu kendiliğinden yapacak “Müslüman” bir grup olmazsa, bu derin teşkilatlar yapacak kişileri bulur hatta çoktan ayarlamıştır.
 
Tüm hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor ve terör saldırısını şiddetle lanetliyorum.
 
Sağduyulu ve uyanık olma dileğiyle,
Aklını kullananlara Selam olsun!

 


Bu yazı 2310 kez okundu.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

HAVA DURUMU

ANKARA

ANKETLER

Avusturya hükümetini ne kadar başarılı buluyorsunuz?

 

Pusula Gazetesi Haber Portalı © 2005 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Web Mail