Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
shopify stats
Muhammed Sanaç
Kur’an’da Oruç
05.05.2019

 

 



Bu yazıda Ramazan ayı vesilesiyle Kur’an’ın bu ay için neler söylediğini inceleyeceğiz. Nasıl ki insan tekrar tekrar suya ihtiyaç duymaktaysa, Kur’an’da aynı şekilde her daim tekrarlanmalıdır. Zira Allah Ra’d suresi 28. ayetinde Mü’min kimseleri şöyle tarif etmekte:

“Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile tatmin olanlardır. Kalpler ancak Allah’ın zikri ile tatmin olur.”

Oruç ile ilgili ayetler Bakara suresi 183-187 arası peş peşe dizilmiş ayetlerde açıklanmıştır. Bunları okumak ve az birşey de tefekkür etmek, düşünmek yeterli olacaktır. Buna ulaşabilmek üzere ayetleri birlikte tek tek inceleyeceğiz.

Bakara 183:
“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, o oruç size de farz kılındı ki takva sahibi olasınız (kendinizi koruyasınız).”

Ayette sözü edilen “iman edenler” kimlerdir, öncelikle buna bakalım. Burada mükellef sayılan üç şart sayabilmekteyiz:


1 Müslüman olan
2 Aklı ve zihni yerinde olan
3 Buluğ çağına, yani ergenliğe girmiş olan

Bu üç hususun var olması dinin tüm hükümlülüklerinden sorumlu olmak demektir.

Ayetin devamında “Sizden öncekilere farz kılındığı gibi” buyurulmakta. Buradan anlaşıldığı üzere oruç tutmanın Ümmet-i Muhammed’e mahsus bir ibadet olmamasıdır. Bu bağlamda biliniyor bir ibadet olması gerektiği anlaşılmakta. Diğer namaz ve hac gibi ibadetler her ümmette nasıl vardıysa oruçta vardı. Ayrıca Kur’an’da Ümmet-i Muhammed’e has bir ibadet bulunmamakta. “Sizden öncekilere farz kılındığı gibi” ifadesi aynı zamanda benzerliklerin var olduğunun ve olması gerektiğinin göstergesidir. Nedir bu benzerlikler? Birincisi hüküm. Nasıl sizden öncekilere farz kılındıysa size de farz kılındı. Yani, ilk benzetme farziyet açısındadır. İkincisi ramazanın içeriğidir. Başladığı ve bittiği vakitler. Üçüncüsü ise kimlerin tutmaması gerektiği ve hangi sebeplerden orucun bozulacağı gibi hususlardır. Yahudi ve Hristiyan toplumlara oruç tutmanın farz olduğu çok açıktır ve olmalıdır ki “sizden öncekiler”den söz edilmekte. Ancak vakit ve tutma biçimleri zaman içerisinde değiştirilmiştir. Bakara 187’ye gelene kadar herkes nasıl tuttuysa Müslümanlarında öyle tuttuklarını fakat 187’nin sonradan geldiğinde işin değiştiğini, bir takim hafiflikler görmekteyiz.

“O oruç size de farz kılındı.” Dolayısıyla oruç farz bir ibadettir. Dikkat çeken ise ayette “es”-siyam diye harf-i tarif olarak zikredilmesidir. Yani, bilinen o oruç. Mefhum olarak demekki var olan bir ibadet. Ancak ya içi boşaltılmış veya terk edilmiş zamanında.

Peki oruç neden farzdır?
“ki takva sahibi olasınız (kendinizi koruyasınız).”

Klasik yaklaşımda oruç tutmanın başta gelen sebeplerinden “fakirlerin halini anlamak için” diye izah edilir. Bu kesinlikle söylenebilir ve yanlış değildir. Ancak ilk sırada zikredilmesi gereken gerekçe değildir. Daha çok oruç tutmanın olumlu bir yan etkisidir ve ikinci plan neticeleri arasında yer almaktadır. Ayet çok açık ve net “ki takva sahibi olasınız (kendinizi koruyasınız)” buyurmakta.

Buradaki izah şöyledir; anlaşılan o ki, Ramazan kendine hakim olma ayıdır. Ramazan dışında yasak olmayıp ramazan içerisinde yasak olan hususlar yememek, içmemek ve karı-koca ilişkisinde bulunmamaktır. Onun dışında tüm yasaklar yılın her günü geçerlidir. Örneğin hırsızlık yapmak ramazana mahsus bir yasak olmamakla yılın 365 günü yasaktır. Bu bağlamda aslında Ramazan öz muhasebe ayıdır. Kişinin Ramazan geldiğinde kendini nesnel eleştirerek Allah’ın koyduğu hangi yasakları uyguladığını dürüst bir biçimde incelemesidir. Demek ki insan Ramazan dışı nefsine yenik düşerek yaptığı yanlışlara karşı oruçluyken korunma mekanizması oluşturmaktadır. Yani, Ramazan dışı yaptığı yanlışları mademki oruç tutuluyorsa bu oruç vesilesiyle yapmamaktır. Nedir sonucumuz? Oruç tutmanın karı yalnızca açlık ve susuzluk değilmiş. Sadece aç ve susuz kalmakla Allah’ın emri yerine getirilmiş olur fakat sadece recim yapmış niteliğinde olur. Zira örneğin yalan konuşan bir kimsenin aç ve susuz kalmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur. Orucun farz kılınmasının nedeni oruç tutanların yemedikleri yemeklerin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması değildir başta gelen. “ki takva sahibi olasınız (kendinizi koruyasınız).” ayeti normalinde yapılan yanlışlardan artık arınmak demek ve takva sahibi olmaktır. Kısacası hayat evresinde yeni bir sayfa açmaktır Ramazan ibadeti. Bu bağlamda Hadislere de baktığımızda bahsını ettiğimiz netice çıkmakta. Bunlardan bazı örnekler;

“Kim yalan söylemeyi, yalanla iş görmeyi ve cehaleti terk etmezse, Allah’ın, onun yemesini ve içmesini bırakmasına (oruç tutmasına) ihtiyacı yoktur.” (Buhari 1894, Müslim 1151)

Ramazan ayı dışında söylemiş olunabilir, fakat artık bundan vazgeçmeyi öğrenmenin öğretmenidir Ramazan.

“Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe tutan için bir kalkandır” (Neasi, Siyam 43).

Normal günler içerisinde yapılan yanlışlar olabilir, fakat bundan sonra bu yanlışlara karşı kendine hakim olmanın başlangıcıdır Ramazan.

Oruç tutmanın getirdiği netice hem Allah’la kul arasını hemde kullar arası ilişkiyi iyileştirendir Ramazan. Dolayısıyla “oruçlu olduğum için agresifim bana yaklaşma” demek Ramazan dışına sapmak ve bir çeşit recim yapmaktır. Hatta kaynaklarda bunun tam tersi bulunmakta, “oruçlu iken normalinde uzak durduğunuz kişilere yanaş ve sıcak davranma tutumu sergileyiniz”.

Anlaşıldığı üzere Oruç tutuluyorsa çevredeki insanlara orucun üzerimizdeki olumlu etkisini göstermekle mükellef olduğumuz bir aşamadır Ramazan. Takva sahibi olmaya doğru ilerlemenin yolu budur.

“Nice oruçlu vardır ki, onun orucu sadece açlık ve susuzluktur.” (İbni Mace 1690)

Bakara 184:
“Oruç, sayılı günlerdir. ...”

Şimdiye dek baktımlarımızı bir bütün olarak ele aldığımızda ‘sayılı günler’ takva sahibi olasınız (korunasınız) diye sizden öncekilere kılındığı gibi size de farz kılındı.

Arapça gramer kurallarında tekil, çift ve çoğul vardır. Dolayısıyla çoğul en az üç olmalıdır ve yukarı doğru sınırsızdır. Bu bağlamda buradan “Allah yılın herhangi bir vaktinde üç gün oruç tutun” dedi diye yorumlayanlar var. Buna kalırsa “Allah namaza yaklaşmayın” (Nisa 43) da buyurmakta. Ancak bu namazı terk edin diyerek noktalanmış bir ifade değildir. Devamında hangi durumlarda yaklaşılmaması gerektiği açıklanmaktadır. Aynı sistem bakara 184’te uygulanmakta. Zira Bakara 185. ayet konuya açıklık getirerek “Ramazan ayı ki:...” diye başlar. Kameri, yani ay takvimine göre 12 ayın bir ayın tamamından söz edilmekte.

Başta oruç tutmakla mükellef olanları saymıştık. Tekrar hatırlayalım, müslümanlar, aklı yerinde olan ve ergenliğe ulaşmış kimseler demiştik. Fakat şimdiye dek bu ayete yaşlılar, hastalar ve yolcularda dahildir. Ancak ayetin devamında oruç tutmamanın istisnaları sayılmakta.

“Artık sizden kim hastalanır veya yolculuğa çıkarsa tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun.”

Demek ki hasta ve yolcu oruç tutmayabilir. Fakat bu belirli günlerin dışında tutmadıkları günleri telafi etmek zorundalar. Evet ama hasta neye göre hasta ve yolcu neye göre yolcu? Hastalığın ölçüsü nedir diye sorulduğunda oruç dışı insanın hastalık olarak nitelemediklerini oruç ayı geldiğinde bir takım mazeret olarak kullanmak istenen tutmama gerekçesi olarak anlaşılabilir. Fakat gelen sorular daha çok ölçü niteliğindedir. Yani, ‘baş ağrısı yeterli midir yoksa illede trafik kazası mı geçirmiş olmam gerekmekte?’ vb. Allah hastalığın derecesini tarif etmediğine göre bizim kalkıp bir tarif yapmamızın anlamı yoktur. Çünkü oruç tutmak her şeyden önce kişisel ve tutan ile Allah arasındadır. Sebepsizce tutulmadığında tutmayan kışı hesabını yine Allah’a verecektir başka kimseye değil. Dolayısıyla herhangi bir hastalık sebebiyle tutmayanlar tutanlara karşı hesap verme veya tutmadıklarının meşru sebeplerini izah etme gereği hissetmemelidir. Kişi kendini bilmeli ve Allah ile hesaplaşmalıdır ve neticede Allah oruç tutmama gerekçenin hakiki veya yalan olduğunu bilendir zaten. Nitekim hastalık yoktur, hasta vardır. Her insan kendi rahatsızlığını kendi tarif etmelidir. Her insanın bünyesi ve bağışıklık sistemi farklı olduğundan baş ağrısı gibi bir rahatsızlık herkeste farklı etki gösterir. Kimi çok tez atlatırken kimi kronik ağrılara sahiptir. Kimi uzanarak iyileşir, kimi başka şeylerle meşgul olarak. Kimi ilaca gerek duyar, kimi kullanma gereği duymaz. Hastalık çok büyük bir oranda kişiseldir ve her insanda farklı yol seyreder. Kadınların ay hali örneğin aynı rahatsızlık olmasına rağmen her kadın üzerinde yarattığı etki çok farklarla belirginlik gösterir gibi. Kısacası kişinin hastalığını en iyi yine kişinin kendisi ve Allah biliyor. Hastalık sebebiyle hiç oruç tutmamakta olur, gün içerisinde rahatsızlanarak bozmakta olur fark etmiyor. Bu seyir yolculuk için de geçerlidir. Kişi kendisi için yolculuğun ne olduğunu kendi bilmelidir ve genelde bu örflerle sabittir. Hesap günü geldiğinde anlının akıyla ‘neden tutmadığımın gerekçeleri belli’ diyerek çok rahatlıkla hesap verebiliyorsa sıkıntı yok demektir. Ve yine bu oruç öncesi bir yolculuk olur veya gün ortasında planlanmamış bir yolculuk olabilir. Her ikisinde ya hiç tutulmaz veya gün ortasında oruç bozulabilir.

Oruç tutmak kimi için zor kimi için basittir. Fakat Kur’an oruç tutmaya güç yetirenlere bir ayrı sorumluluk daha vermektedir. Ayetin devamında: “Her oruç tutabilen bir çaresizi doyuracak fidye vermesi gerekir.”


Dikkat edilirse burada ‘her tutulmayan gün için fidye ödeyiniz’ yazmamakta. Aksine “her tutabilen” bir güne mahsus Ramazanın ilk ve son gün arası bir defaya mahsus ihtiyaç sahibi birini bir günlük yeme içme ihtiyacını karşılasın diyor. Fakat bu asgari bir ölçüdür ve yukarı doğru sınırı yoktur. Nitekim ayetin devamında “kim gönlünden gelerek daha fazlasını yaparsa, bu onun için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Orucun neden farz olduğunu ve orucun sayılı günler olduğundan bahseden Kur’an şimdi hangi günlerden bahsettiğini ve neden farz kıldığı açıkladığı kısıma bakalım.

Bakara 185:
“Ramazan ayı dır. İnsanlar için hidayet rehberi olan, doğru yola ileten, doğru ile yanlışı birbirinden ayırd eden, apaçık kanıtları içeren Kur’an o ayda indirildi. Sizden kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta ve yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için zorluk değil kolaylık değil. Allah, belirlenen günlerin sayısını tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden, Kendisini yüceltmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.”

Dikkat edelim, bunu Allah daha önceki ayette söylemişti ve şimdi yine hasta ve yolcu konusunu ifade etmekte. Tekrar buna vurgu yapmakta. Ve görüldüğü üzere sayılı günler Ramazan ayıdır. Bu ay başından sonuna kadar oruçlu geçirilmelidir. Kur’an’ın ilk ayetleri Ramazan ayında indirildiği ve indirilme nedenleri izah edilmekte. “Sizden o aya kim erişirse” kısıma biraz daha yakından bakmak durumundayız. Sormamız gereken soru: Ramazan’ın başlangıcı olarak herkes bireysel hilali görmeli midir, yoksa dünyanın herhangi bir yerinde hesapla görülmesi yeterli midir? Bu konuda delil olarak Hadis öne sürülerek hilalın gözle görülmesi gerektiği savunulur.

“Hilali (Ramazan hilalini) görünce oruca başlayınız ve hilali (Şevval hilalini) görünce bayram ediniz. Hava bulutlu olursa içinde bulunduğunuz ayı otuza tamamlayınız.” (Buhari Savm, 5, 11; Müslim, Sıyam, 3-4, 7-9)

İlk bakışta hilali bizzat gözle görmedikçe oruca başlanmayacağı ve bayram edilmeyeceği fikrini uyandırmaktadır. Ancak konuyla bağlantılı diğer rivayetler incelendiğinde bu Hadislerin günün koşulları içerisinde en uygun yöntemlerin öğretilmesi anlaşılmaktadır. Zira bir diğer rivayette şöyle buyrulur:

“Biz ümmi bir milletiz. Çoğunluk olarak hesap ve okuma yazmayı çok iyi bilmeyiz. Şunu biliriz ki ay, ya 29 ya 30 gündür.” (Buhari Savm, 13; Müslim, Sıyam 15; Ebu Davud, Savm, 4)

Muhammed a.s. böyle buyurmakla aybaşlarının belirlenmesinde hesap yöntemine de başvurulabileceğine işaret etmiştir. Nitekim Rahman 5’te şöyle buyurulmakta:

“Güneş ve Ay hesap iledir.”
Yani, güneş ve ay belli matematiksel yasalara bağlıdır ve aynı zamanda hesap ölçüsü kılınmıştır:

“...Güneş’i ve Ay’ı bir hesap ölçüsü kışandır...” (En’am 96)

Yetmedi, yılların sayısını ve hesabı bilmemiz için aya menziller tayin edildiği:

“Güneş’i bir ziya ve Ay’ı bir nur yapan ve yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için menziller belirleyen O’dur.” (Yunus 5)

Gökler ve yer yaratıldığı zaman on iki ay meydana gelecek şekilde bir nizam konduğu:

“Gökleri ve yeri yarattığı zaman koyduğu yasasında, Allah’ın yanında ayların sayısı on ikidir.” (Tövbe 36)

Ayın yeryüzünden hilal şeklinde başlayıp kademe kademe farklı şekillerde görülmesinin insanlar ve hac için vakit ölçüleri olduğu:

“Sana ayın ve evrelerini soruyorlar. De ki ‘O, insanlar ve hac ibadeti için bir zaman ölçüsüdür.” (Bakara 189)

Tüm bu ayetlere göre Muhammed a.s.’ın kameri aybaşlarının belirlenmesi hususunda çıplak gözle görmeyi şart yöntem olduğu için değil, o zamanın şartlarından dolayı gözlem yöntemine başvurmasıdır. Günümüzde hilalı görmek için başka yöntemlerden yararlanmak mümkündür. İlerleyen teknoloji ayın hareketleri konusunda en ince ayrıntıyı bile izleme imkanı sunmaktadır. Artık ince astronomik hesaplar yoluyla, gelecek birkaç yıllık namaz vakitlerini gösteren takvimleri hazırlama imkanı dahi vardır. Dolayısıyla kameri ayların başlangıçlarını hesap yöntemiyle belirlemek oldukça meşrudur.

Bakara 186:
“Kullarım sana Beni sorarlarsa bilsinler ki Ben, onlara yakınım. Bana dua edenin, duasına karşılık veririm. O halde onlar da benim çağrıma uysunlar ve bana gerçek anlamda iman etsinler ki doğru yola kavuşmuş olsunlar.”

Bakara 187:
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmanız sizin için helal kılındı. Onlar, sizin için örtüdür; siz de onlar için. Allah, nefsinize sahip olmadığınızı bildi ve tövbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın, Allah’ın sizin için takdir ettiği şeyi isteyin. Sizin için şafak vaktinin siyah ipliği beyaz ipliğinden ayırt edilme anına kadar, yiyin için. Sonra da akşama kadar oruç tutun. Eğer mescitlerde itikaftaysanız onlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki takva sahibi olursunuz.”

Başta “sizden öncekilere nasıl farz kılındıysa” diye başladığımızda Bakara 187’ye gelene kadar bizim için de aynen o şekil emrolunduğunu ifade etmiştik. Ancak eşlere yaklaşmanın helal kılındığını ifade etmekte. Bu demektir ki, Ramazan’da önceden bu konu geceleri de harammış fakat insanlar uymayıp tövbe ettiklerinden Allah kabul ederek hafifletmek adına helal kılmıştır.

Ramazan’ı kendimizi nefsimizin kötülüklerinden korunmak için en mükemmel başlangıç ve eğitimci ibadet olarak değerlendirmemiz dileğiyle hayırlı bir Ramazan dilerim!

Aklını kullananlara Selam olsun!

 

 


Bu yazı 6965 kez okundu.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

1
  • Misafir 2019-05-05 21:41:21

    2019-05-05 21:41:21

  • Mailime dönerseniz sevinirim. Ayten

  • 1
  • 1
2
  • Misafir 2019-05-05 19:23:35

    2019-05-05 19:23:35

  • Aynen öyle hocam

  • 0
  • 0
3
  • Misafir 2019-05-05 19:23:18

    2019-05-05 19:23:18

  • Aynen öyle hocam

  • 4
  • 0

HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

ANKETLER

Avusturya hükümetini ne kadar başarılı buluyorsunuz?

 

Pusula Gazetesi Haber Portalı © 2005 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Web Mail