Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
shopify stats
Muhammed Sanaç
Mekkeli Müşriklerden Günümüze
24.01.2020

Kur’an’da temel değerleri belirlenmiş konular vardır. Bunlar insanın hayatındaki istikameti noktasında fıtrat üzerine yaratılmış inanç esaslarıdır. Bu bağlamda bazı yanlışlar yapılacak amellerin fayda etmemesine, önceden var olan amellerin de yok olmasına sebeptir. Konumuz gereği ifade etmemiz gereken ve İslam ümmetinde zannedildiğinden fazlasıyla yaygın olan zülümlerin en büyüğü şirktir. Konunun anlaşılırlığını sağlamak üzere birkaç başlık üzerinden hareket edip çok fazla ayrıntı vermeksizin taktiri size bırakacağım. Anlaşılması çok basit ve şeffaf olan bu konu için tek şart samimiyettir. Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.

 

1. Mekkeli Müşrikler ve Şirk 

Şirk ortak koşmaktır. Müşrik ise bu işi yapanın adıdır. Kur’an çok yoğun bir biçimde bu konu üzerinde durur ve uyarır. Nübüvvet öncesi ve esnası toplumun çoğunluğundan bilinmediğinden geleneksel algıda zamanla büyük yanlış anlaşmalar oluşmuştur. Buna birazdan döneceğiz. Neden Kur’an bu konuda çok uyarıda bulunur? Çünkü Kur’an’nın vahyedildiği dönem Mekke toplumunun inanç noktasında en büyük ve en temel sorunu şirkle alakalıydı. Geleneksel algıda şöyle bir yanlış anlayış vardır; Mekkeli Müşrikler dinsiz bir toplum, yani Ateist gibi zannedilir. Bu büyük yanılgı çok sorunlara sebebiyet verir. Yanlış tarih, yanlış ibadet veya yanlış şefaat anlayışı gibi. Mekkeli Müşrikler Kur’an nazil oluncaya kadar Arap Yarımadasının en dindarları sayılırlardı. Tabii kendi kabulleri doğrultusunda. Fakat inançlarında tanrı tanımazlık asla söz konusu değildi. Bazı azınlık istisnalar hariç, zamana tapan Dehri mesela. Müşrik “ortak koşan” demektir demiştik. Yani, bir tanrı inancı var lakin ona ortak koşuluyor. Bu bağlamda Mekkeli Müşrikler en üstün otorite olarak Allah’a inanırlardı. İlgili ayetlere bakalım;

 

“De ki: “Sizleri gökten ve yerden rızıklandıran kimdir? İşitme ve görme gücünü veren kimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kimdir? Bütün işleri düzenleyen kimdir?” Diyecekler ki: “Allah’tır.” O halde, “O’na karşı takvalı olmayacak mısınız?” de.” (Yunus 31)

 

“De ki: Söyleyin bakalım, yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?” “Allah’a aittir.” diyecekler. De ki: “Hala öğüt almayacak mısınız?” De ki: “Yedi göğün ve muazzam arşın Rabb’i kimdir?” “Allah’tır.” diyecekler. De ki: “O halde takva sahibi olmayacak mısınız?” Sor bakalım: “Evrenin egemenliğine sahip olan, koruyup gözeten ve kendisine karşı kimsenin korunamayacağı kimdir? Biliyorsanız söyleyin.” “Her şey Allah’a aittir.” diyecekler. De ki: “Öyleyse nasıl oluyor da aldanıyorsunuz?” (Mu’minun 84-89)

 

“Gerçek şu ki, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı yararınıza sunan kimdir?” diye sorsan, kesinlikle “Allah” diyecekler. O halde nasıl başka varlıklara yöneliyorlar.” (Ankebut 61)

 

“Eğer onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, kesinlikle “Allah” diyecekler. De ki: “Bütün övgüler Allah’a layıktır.” Hayır, çokları bunu idrak etmezler.” (Lokman 25)

 

Ayetlerden anlaşıldığı üzere Allah’a inanıyorlarmış. Dinsizlik ve inançsızlık söz konusu değilmiş.

 

Hacc’ta “Telbiye” vardır;

 

“Lebbeyk Allahumme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mulke, lâ şerîke lek.”

 

“Davetine sözüm ve özümle geldim Allahım, emrin baş üstüne. Davetine sözüm ve özümle geldim ey ortaksız olan sen! Emrin baş üstüne. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Yoktur senin ortağın.”

 

Mekkeli Müşriklerin telbiyesi ise şu şekildi:

 

“Lebbeyk Allahumme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, illâ şerikun huve lek, temlikuhû ve mâ melek.” Yani, birtanesi hariç ortağın yok, fakat o da sana ait, onun sahibi de sensin şeklinde.

 

Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.

 

2. Mekkeli Müşrikler nasıl ortak koşardı 

1. “Bizler kim oluyoruz da Allah’a kulluk edeceğiz.” ve Allah’la doğrudan konuşmak ayıptır zihniyetiyle Allah’ın sevdiğini varsaydıkları “bir takım kişilere kulluk edelim, onlar da ibadetlerimizi Allah’a sunsunlar” dediler. Mekkeli Müşrikler asla putlara put oldukları için tapmamışlardır. Putların arkalarında ilahi bir güç varsaydıkları için onları “aracı ve ortak” etmişlerdir. Algı ise şundan ibaretti; Melekler Allah’ın kanatlı kızlarıdırlar (bknz. Fatir 1). Kanatlı olduklarından yola çıkarak akıllarında kuş şeklinde bir varlık canlandı. Dolayısıyla putları kuğu kuşu şeklinde tasarlar ve onlar “aracılığıyla” ibadetlerini Allah’a ulaştıracaklarını zannederlerdi. Bir diğeri ise kendileri kız çocuğuyla müjdelendiğinde bunu ayıp sayar, yüzleri kararırdı ve kendilerine yakıştıramadıklarından diri diri gömdürürlerdi. Enteresan paradoks bir yapı; Bir yandan Allah’ın çocuklarının kız olduğunu iddia ederler, diğer yandan ise kendilerine kız çocuklarını yakıştıramazlardı. İlgili ayetler;

 

“Rabb’iniz, oğulları size ayırdı da kendisi meleklerden kızlar mı edindi? Siz gerçekten çok büyük laf ediyorsunuz.” (İsra 40)

 

“Ve “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarmak için. Buna dair kendilerinin de atalarının da hiçbir bilgileri yoktur. Çok büyük söz ediyorlar. Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (Kehf 4-5)

 

“Haydi, onlara sor: “Kız çocuklar Rabb’inin de oğlan çocuklar onların mı?” Yoksa Biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna tanık mı oldular? Dikkat edin! Dosdoğru uydurdukları iftiralardan dolayı; “Allah doğurdu” diyorlar. Onlar, kesinlikle yalancıdırlar. Allah; kızları, oğullara tercih etmiş öyle mi? Size ne oluyor? Nasıl böyle bir hüküm veriyorsunuz? Hiç mi öğüt almıyorsunuz? Yoksa elinizde açık bir belge mi var? Eğer doğru söyleyenlerdenseniz, o halde kitabınızı (belgenizi) getirin.“ (Saffat 149-157)

 

“Yoksa O, yarattıklarından kızları kendisine ayırıp, oğulları size mi bıraktı? Onlardan biri, kendisine, Rahman’a layık gördüğü kız çocuğu haberi verildiği zaman, yüzü simsiyah kesilir, içini üzüntü kaplar. Ve süs içinde büyütülmekten başka işe yaramayanı mı berdi diye hayıflanır. Onlar, Rahman’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına tanık mı oldular? Onların bu tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekilecektir. “Eğer Rahman dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik.” dediler. Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca saçmalıyorlar. Yoksa ondan önce, onlara kitap berdik de onlar, ona mı dayanıyorlar? Hayır! “Doğrusu, biz, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, biz de onların yolundan gidiyoruz.” (Zuhruf 16-22)

 

Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.

 

Necm suresi nazil olduğu sıralar “gıssat el-garânig - kuğu kuşların kıssası” türemiştir. 1988 yılında Salman Ruşdi tarafından öne sürülen “şeytan ayetleri”.

 

Muhammed a.s. Kabe’de Necm suresini okurken “Ant olsun, Rabb’inin ayetlerinin en büyüğünü gördü. Hiç gördünüz mü Lat ve Uzza’yı? Diğer üçüncüsünü Manat’ı?” (Necm 18-20)

 

“Lekad raâ min âyâti rabbihi-lkubrâ. Eferaeytumu-llâte vel’uzzâ? Ve menâte-ssâlisete-l-uhrâ?” ayetlerini okur okumaz Mekkeli Müşrikler derhal araya zıplayarak “tilke garânîg-l-ulâ ve inna şefaatuhunne le turtacâ.”

 

“Bunlar yükseklerde kuğu kuşlarıdır ve şüphesiz şefaatleri umulan varlıklardır!”

 

اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ

وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰىى

تِلْكَ الْغَرَانِيق الْعُلَا وَإِنَّ شَفَاعَتهنَّ لَتُرْتَجَى

 

Bunu duyan Mekkeli Müşrikler sevinerek “Muhammed artık putlarımızın şefaat edeceklerine inandı, haber gönderin hicrete lüzum yok” şeklinde bir dedikodu yaydılar.

 

2. Sadece melekler değil, cinler üzerinden de Allah’la bağ kurdular. İlgili ayetler;

 

“Cinleri Allah’a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. Bir bilgiye dayanmadan O’na oğullar ve kızlar isnat ettiler. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır ve yücedir. Bir örnek olmaksızın gökleri ve yeri yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı halde nasıl olur da çocuğu olabilir? O, her şeyi yaratandır. Ve her şeyi hakkıyla bilendir.” (En’am 100-101)

 

“Allah ile cinler arasında soy bağı uydurdular. Ant olsun ki cinler de kesinlikle onların hazır bulundurulacaklarını bilmektedirler. Allah onların niteledikleri şeyden münezzehtir.” (Saffat 158-159)

 

Ek bilgi; Arap Yarımadasında çok sayıda olmasa da Yahudi ve Hristiyan da bulunmaktaydı. Onlarda Allah’a daha önce çocuk isnat etmişlerdi. Mekkeli Müşrikler bu atalarının izinden gitmişti. İlgili ayetler;

 

“Ant olsun Meryem oğlu Mesih’e, o Allah’tır diyenler kafir oldular. Oysaki Mesih: “Et İsrailoğulları! Benim de sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a şirk koşarsa, Allah ona Cenneti haram etmiştir. Ve onun varacağı yer ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” dedi.” (Maide 72)

 

“Yahudiler: “Uzeyr Allah’ın oğludur.” dediler; Hristiyanlar’da “Mesih Allah’ın oğludur.” dediler. Bu, onların dillerine doladıkları sözlerdir ki daha önce küfredenlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah, kahretsin onları! Nasıl da saptırıyorlar. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rabb’ler edindiler. Oysa bunlar, bir tek olan İlah’a kulluk etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, bunların ortak koştuklarından münezzehtir.” (Tövbe 30-31)

 

Bu bağlamda Allah Muhammed’e ironi olarak şunu söyletir:

 

“De ki: “Eğer Rahman’ın çocuğu olsaydı, ona ilk ben kulluk ederdim.” (Zuhruf 81)

 

Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.

 

3. Mekkeli Müşrikler niçin böyle yaptılar

Kendileri saygı duymadıkları bir putun karşısında eğilmemiştir, zira arkasında otorite kabul etmişlerdir. Ve ilgili ayetlerde şöyle demişlerdir:

 

“Onlar, Allah’ın yanı sıra bir de kendilerine, ne bir zarar ne de bir fayda sağlamayan şeylere kulluk ediyorlar ve “Bunlar, Allah’ın katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “Allah’a, göklerde ve yerde kendisinin bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve çok yücedir.” (Yunus 18)

 

“Dikkat edin! Halis din yalnızca Allah’a aittir. O’ndan başka veliler edinenler: “Onlara, bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” diyorlar. Allah, hakkında tartıştıkları şey için hükmünü verecektir. Allah, yalancı olan ve gerçeği yalanlayan azılı nankörleri doğru yola iletmez.” (Zumer 3)

 

İncil’de ise şöyle ifade edilir:

 

“Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bize Baba'nın önünde şefaat eder. O günahlarımıza, yalnız bizim günahlarımıza değil, bütün dünyanın günahlarına da şefaatçi kurbandır.” (1. Yuhanna 2)

 

Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.


4. Mekkeli Müşriklerin mücadeleleri nasıldı

Mekkeli Müşrikler Muhammed a.s.’la neden mücadele etmiştir? Çünkü Allah ile kul arasında hiçbir şeyin aracı olmayacağını tebliğ ettiğinden. Allah ile kul arasına meleği de yerleştirsek, cinni de yerleştirsek, Uzeyr’i de yerleştirsek, Mesih’i de yerleştirsek, evliya, şeyh, imam, gavs her neyse, Allah buna Şirk ve sahibine Kafir diyor. Bu açıdan Mekkeli Müşrikler tarafından Muhammed a.s.’a altı eleştiri yöneltildi. İlk zamanlar ciddi almadı, alay ettiler. Daha sonra tehdit ederek hayatını zehir ettiler.

 

-“Sen mecnunsun” yani cinlenmiş kendi üzerindeki kontrolü kaybetmişsin,

-“Sen şairsin” yani uyduruyorsun,

-“Büyücü ve büyülenmişsin”,

-Sen muallemsin” yani birilerinden ders alıyorsun,

-“Sen iftiracısın”,

-“Sen kezzabsın”, kezzab yalnızca yalancı değil, her çeşit ve her konuda yalancısın dediler.

 

“Bizim ilahımız elçi göndermez. Gönderse anca şefaatçi melek gönderir. İnsan gönderdiğini varsaysak bile Muhammed ibn Abdullah kim oluyor? Gönderse Mekke’den Velid bin Muğire veya Urve ibn Mesud es-Sakafi’yi gönderirdi. Sende kim oluyorsun Abdullah’ın yetimi?” dediler.

Sözde Allah’a sitem ederek akıl vermeye kalkıştılar. Oysa O’na bilmediği bir şeyin haberini mi veriyorlar?

 

“De ki: “Dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Allah, göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah, her şeyi en iyi bilendir.” (Hucurat 16)

 

Mekkeli Müşrikler kendilerince aracılar yoluyla sitemlerini Rahman’a ilettiler. Fakat Allah tam bu zihniyetten dolayı olanlara Müşrik diyor ve ebedi kalacakları Cehennem’i vaad ediyor. İman ettiğini iddia eden kimse kendi ile Allah arasına birilerini yerleştirmesi, Allah’a bakacak yüzünün olmaması demektir. Oysa bize şah damarımızdan, bize bizden daha yakındır, araya birilerini sokuşturacak yer dahi bulunmamaktadır.

 

“Ant olsun ki insanı Biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Ve Biz ona habl-i verid’ten (şah damarından) daha yakınız.” (Kehf 16)

 

Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.

 

Mekkeli Müşriklerin Muhammed a.s. ile şahıs olarak bir sıkıntıları yoktu. Hatta kendisine “el-Emîn” diye hitap ederlerdi. Fakat ne zaman Allah’ın Resul’u oldu, ilahi bilgilendirmeler toplumla buluşturuldu, düşman oldular. Yoksa beşer olarak ne gibi sorunları olabilirdi? Bulundukları hegemonyayı kaybetmekten endişe duydular. Hatta Muhammed a.s.’ın doğumu öncesinde Fil hadisesi gerçekleşmeden Kabe çevreden çok rağbet görür, ziyaretçilerin uğramasıyla Mekke zengin bir kent haline gelmişti. Bundan rahatsız olan Habeş malikinin Yemen valisi Ebrehe Eşrem görkemli Kulleys adında bir kilise yaptırarak bu ziyaretlerden de çıkar sağlamak istedikleri sonucu olumsuz olduğundan Kabe’yi yıkmaya kalkışmıştır. Allah Ebabil kuşlarını göndererek Fil ordusunu helak etmiştir. Kabe inanç dışında maddi bir önem taşımaktaydı. İşte Mekkeli Müşrikler bunun son bulmasından da korktular.

 

Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.


5. Kur’an’ın temel amacı Şirk’ten arındırmaktır.

Bu bağlamda iki başlık hatırlayalım;

 

“Allah’a kulluk edin. Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın. Anne ve babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda kalmışlara, sağ ellerinizin sahip olduğu kimselere iyilik edin. Kuşkusuz Allah, kibirli ve kendini övenleri sevmez.” (Nisa 36)

 

“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Sizden farkım; bana, ilahınızın ancak tek ilah olduğu vahyedilmiş olmasıdır. Onun için her kim Rabb’ine kavuşmayı umuyorsa, salihatı yapsın ve Rabb’ine kullukta hiç kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 110)

 

Bunlara uyulmadığı taktirde netice;

 

“De ki: “Size, yaptıklarından dolayı en çok kayba uğrayanları haber vereyim mi?” “Onlar, dünya hayatında iyi işler yaptıklarını sanırlarken, yaptıkları boşa gitmiş olan kimselerdir.” İşte onlar, Rabb’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı örtenlerdir. Bu bedenle onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlara hiçbir terazi vermeyiz.” (Kehf 103-105)

 

Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.

 

En büyük ziyan, yaptığını doğru zannederek aslında şirk koşulan ziyandır. Geleneksel algıya baktığımızda “bana böyle öğretildi” şeklindeki çoğunluk ne doğruluğu ifade eder ne de konunun geçmişe olan uzantısı bunu teyit eder. Doğruluk Kur’an’dan öğrenilmelidir. Sayıca azınlık olmak kimseyi yanıltmamalıdır. Bu konuda İbrahim a.s.’dan şöyle söz edilir;

 

“İbrahim, hanif olarak Allah’a yönelen bir ümmetti. Ve müşriklerden değildi. Allah’ın nimetlerine şükrediciydi. Onu seçti ve dosdoğru yola iletti. Ona dünyada iyilikler verdik ve kuşkusuz o, ahirette de salihlerdendir.” (Nahl 120-122)

 

Bu konuda deyimlerin çoğunlukta olması birşey ifade etmemektedir. Nitekim İbrahim a.s. gibi tek başına ümmet olmak var. Esas olan, imana hiçbir şekilde şirk bulaştırmamaktır. İlgili ayetler;

 

“Allah, kendisine ortak koşanları asla affetmez. Bunun dışında uygun gördüğünü bağışlar (bağışlanmak için gayret göstereni). Kim Allah’a ortak koşarsa, büyük bir günahla iftirada bulunmuş olur.” (Nisa 48)

 

“Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar (bağışlanmak için gayret göstereni). Kim Allah’a şirk koşarsa, derin bir sapkınlıkla sapmış olur.” (Nisa 116)

(Bknz: Maide 72, En’am 82, A’raf 189-197, Tövbe 23-24, Rum 30, Lokman 13, Cin 18-23)

 

Allah, Resulüne doğrudan şöyle buyurmakta;

 

“De ki: “Ey cahiller! Buna rağmen, Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi istiyorsunuz?” Ant olsun ki, sana ve senden öncekilere şöyle vahyolundu: “Eğer Allah’a şirk koşarsan şunu iyi bil ki bütün yaptıkların boşa gider ve hüsrana uğrayanlardan olurdun.” (Zumer 64-65)

 

Muhammed a.s.’ın şirk koşacağı asla düşünülemez. Fakat Allah bizzat onun üzerinden insanlara uyarıda bulunmakta. Resuller şirk konusunda uyurmak için gönderilmiştir, fakat günümüzde bizzat Resuller şirkin aracı edilmekteler. Allah Resullerine benimle arana birilerini sokarsan mahvolursun diyor, insanlar ise Allah’la kendi aralarına Resulleri koyuyor. “Kendisi Resul olduğu için koyabiliriz. Onun dışında alim, şeyh, ölü, imam, şehit ve başkalarını da koyabiliriz” diyorlar.

 

Bu bağlamda Kur’an’ın özüne bakarak hangisi daha olasılı gelmekte;

 

1 “Ey Resulullah’ın kızı Fatıma! Sen de kendini Allah’tan satın almaya çalış; zira senin için de bir şey yapamam.” (Buhari Vesaya 11, Muslim İman 348-352) mi?

yoksa

2 “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” (Tirmizi Kıyame 11, Ebu Davud Sünnet 23).

 

“Hakkında azap kararı gerçekleşmiş olana gelince; ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?” (Zumer 19)

 

Allah’ın razı olmadığından, Resuller razı olabilir mi? Resuller, şeyhler, alimler vs. Allah’tan merhametli olabilir mi? Allah verdiği hükümden döner mi?

 

Bunun günümüzde neleri karşıladığını, hangi ifadelerin Mekkeli Müşrikleri anımsattığını ve fark var mı diye düşünmeye davet ediyorum.

 

Günümüz anlayışına göre, istenmez ama, istense bile Cehennem’e gidilememekte. Hatta “70 kişilik kontenjan” varsayılmakta. Hindu’lar putlar üzerinden, Yahudi’ler İbrahim’in soyundan olanlara, Hristiyan’lar Mesih üzerinden vaadlerde bulunmaktalar. Mekkeli Müşrikler de dişi melekler ve cinler üzerinden bunu yapmışlardı. Günümüzde ise Resuller, şeyhler, soylar, alimler, şehitler, ebeveynler ve başkaların gelip Cehennem’den çıkararak, Cennet’e transfer edeceği inancı hakimdir. Hal böyle olunca bu inancın diğerlerinden farkı kalmıyor. Fakat yeni birşey değil bu, kökü Adem a.s.’ın zamanına dayanıyor. Değişen sadece ortak koşulan araçlardır. Diri veya ölü insan ve hayvanlar, cinler, melekler, taşlar vs. Allah ile araya birini yerleştirmenin kurtuluşu yoktur.

 

“Ey iman edenler! İçinde hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Gerçeği yalanlayan nankörler zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 245)

 

Kur’an’ın tabiriyle;

 

“Ey iman edenler! Müşrikler tam bir pisliktir.” (Tövbe 28)

 

Öyle zannediyorum, ele aldığımız bu altyapı anlamak isteyenler için bazı konuları ayrı bir açıdan değerlendirmeyi sağlayacaktır.

 

“Ayet, o günün Mekkeli Müşriklerinden söz ediyor!” şeklinde eleştiri gelebilir. O halde şu soruyu sorarım:

 

“O günün Müşrikleri pisti de, günümüzün Müşrikleri temiz mi?”

 

Aklını kullananlara Selam olsun!

 


Bu yazı 2471 kez okundu.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

ANKETLER

Avusturya hükümetini ne kadar başarılı buluyorsunuz?

 

Pusula Gazetesi Haber Portalı © 2005 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Web Mail